Türkiye, yaklaşık yarım asra yaklaşan terörle mücadelesinde belki de en kritik eşiklerden birinden geçiyor. Böylesine hassas dönemlerde yapılması gereken, toplumu korkular üzerinden ayrıştırmak değil; gerçekleri soğukkanlı biçimde konuşmak, şehitlerimizin hatırasına ve devletimizin hukukuna aynı kararlılıkla sahip çıkmaktır.

Bugün kamuoyunda özellikle şu sorular üzerinden ciddi bir tartışma yürütülüyor:

“PKK silah bırakırsa ne olacak? Terör suçlarına karışan herkes affedilecek mi? Dağdan inenler hiçbir hesap vermeden hayatlarına devam mı edecek? Abdullah Öcalan'a yeni bir statü mü verilecek?”

Bu sorular elbette sorulmalıdır. Çünkü Türkiye'nin terörle mücadelesi herhangi bir siyasi tartışmanın ötesinde, binlerce ailenin acısıyla yazılmış bir tarih meselesidir. Ancak soru sormak başka, henüz olmayan hükümleri varmış gibi göstererek toplumda korku oluşturmak başkadır.

ŞEHİDİMİZİN KANINI DÖKENLE, SUÇA KARIŞMAYANI AYNI KEFEYE KOYAMAZSINIZ

Terörün sona ermesine yönelik kurulacak herhangi bir hukuki mekanizmanın en hassas noktası adalet olmak zorundadır.

Bir askerimizi, polisimizi veya vatandaşımızı şehit eden; terör saldırısı düzenleyen, saldırı emri veren ya da doğrudan ağır suçlara karışan kişilerin hesap vermesi toplum vicdanının vazgeçilmez beklentisidir.

Devlet, terörü sona erdirmek isterken adaleti ortadan kaldıramaz.

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti'nin büyüklüğü yalnızca terör örgütünü silah bırakmaya mecbur edecek güce ulaşmasından değil, bunu hukuk devletinin sınırları içerisinde gerçekleştirebilmesinden gelir.

Bu nedenle ortaya konulacak her düzenlemenin metnine bakılmalı; kimlerin hangi şartlarda kapsama girdiği, hangi suçların kapsam dışında tutulduğu ve sürecin hangi denetim mekanizmalarıyla yürütüleceği açık biçimde değerlendirilmelidir.

Şehit ailelerinin ve gazilerimizin hassasiyetleri ise bütün siyasi hesapların üzerinde tutulmalıdır.

PKK NEDEN BUGÜN SİLAH BIRAKMA NOKTASINI KONUŞUYOR?

Bence asıl üzerinde durulması gereken soru budur.

PKK'nın silah bırakmasının konuşulmasını yalnızca bir siyasi çağrıya bağlamak, Türkiye'nin yıllardır verdiği büyük mücadelenin hakkını teslim etmemek olur.

Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet Teşkilatı, Jandarma, Millî İstihbarat Teşkilatı ve güvenlik birimlerimizin yıllardır sürdürdüğü mücadele terör örgütünün hareket kabiliyetini büyük ölçüde sınırlandırdı.

Türkiye artık 1990'ların Türkiye'si değildir.

Savunma sanayiinde ulaşılan seviye, insansız hava araçları, silahlı insansız hava araçları, elektronik harp sistemleri, istihbarat kapasitesi, sınır ötesi operasyon kabiliyeti ve sahadaki teknolojik üstünlük terörle mücadelenin şartlarını değiştirdi.

Bir zamanlar dağlarda rahatlıkla hareket edebilen terör unsurlarının bugün aynı hareket alanına sahip olmaması tesadüf değildir.

Bu noktaya masa başında gelinmedi.

Bedel ödendi.

Mücadele edildi.

Şehitler verildi.

Ve Türkiye geri adım atmadı.

Dolayısıyla silah bırakmanın konuşulabildiği bir ortam oluşmuşsa bunda Mehmetçiğin, polisimizin, jandarmamızın, güvenlik korucularımızın, istihbarat görevlilerimizin ve yıllardır bu mücadeleye destek veren milletimizin büyük payı vardır.

TÜRKİYE TERÖRLE MÜCADELE EDERKEN YALNIZ BIRAKILDIĞI GÜNLERİ UNUTMADI

Türkiye'nin terörle mücadele tarihi aynı zamanda uluslararası ilişkiler açısından da ciddi derslerle doludur.

Yıllarca bazı müttefik ülkelerin Türkiye'nin güvenlik kaygılarına gereken hassasiyeti göstermediğini gördük. Terör örgütlerinin farklı isimler ve yapılar altında desteklenmesine ilişkin Ankara'nın itirazları da uzun yıllardır devam ediyor.

Türkiye bugün savunma sanayiinde dışa bağımlılığını azaltmak için böylesine büyük yatırımlar yapıyorsa geçmişte yaşadığı tecrübelerin bunda önemli payı vardır.

İşte bunun için bugün gelinen noktayı küçümsememek gerekiyor.

Türkiye artık kendisine çizilen güvenlik sınırları içerisinde hareket eden bir ülke değil; kendi güvenlik politikasını ve bölgesel stratejisini oluşturabilecek kapasiteye ulaşmış bir devlettir.

DEVLET BAZEN SİLAHLA, BAZEN HUKUKLA MÜCADELE EDER

Devlet olmak yalnızca operasyon yapmak değildir.

Gerektiğinde operasyon yaparsınız.

Gerektiğinde sınır ötesine geçersiniz.

Gerektiğinde terör örgütünün lojistik hatlarını kesersiniz.

Ama gün gelir, örgüt silah bırakma ve kendisini feshetme noktasına sürüklenmişse bu defa devlet olmanın başka bir gereğini yerine getirirsiniz: Silahların bir daha ortaya çıkmamasını sağlayacak hukuki ve siyasi zemini kurarsınız.

Burada ölçü son derece açıktır:

Silah bırakılacak. Terör örgütü kendisini gerçek anlamda feshedecek. Devletin egemenliğine alternatif hiçbir silahlı yapı kalmayacak. Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter yapısı ve hukuk düzeni tartışma konusu yapılmayacak. Ağır suçlara karışanlar bakımından adalet ilkesi korunacak.

Bunlar sağlanabiliyorsa terörün sona ermesinden neden korkalım?

Bizim istediğimiz zaten kırk yıldır bu değil miydi?

BİR ŞEHİT HABERİNİN NE DEMEK OLDUĞUNU UNUTMAYALIM

Sayılar üzerinden konuşmak kolaydır.

Ama her şehidin arkasında bir anne vardır.

Bir baba vardır.

Bir eş vardır.

Bir çocuk vardır.

Bir kardeş vardır.

Kapısı bir daha aynı şekilde açılmayan bir ev vardır.

Telefon çaldığında yüreği ağzına gelen aileleri, televizyonlarda son dakika haberlerini korkuyla izlediğimiz yılları unutmadık.

Bir annenin evladının mezar taşına sarılmasının siyasi partisi olmaz.

Bir çocuğun şehit babasının fotoğrafına bakmasının ideolojisi olmaz.

Bu nedenle terörün gerçekten ve kalıcı biçimde bitirilmesi başarılabiliyorsa bundan rahatsız olunmaz.

Ancak bunu yaparken şehit ailelerinin vicdanını yaralayacak bir adaletsizliğe de izin verilmez.

İşte devlet aklı tam olarak bu iki hassasiyeti birlikte koruyabilmelidir.

ELEŞTİRİ ELBETTE OLACAK, AMA KORKU SİYASETİ YAPILMAMALI

Muhalefet de gazeteciler de süreci sorgulamalıdır.

Hatta sorgulamak onların görevidir.

“Silahlar gerçekten teslim edildi mi?”, “Örgüt gerçekten feshedildi mi?”, “Hukuki düzenlemenin kapsamı nedir?”, “Terör suçlarına karışanların durumu ne olacak?” diye sorulmalıdır.

Fakat eleştiri başka, topluma doğrulanmamış bilgiler üzerinden “herkes affediliyor” algısı vermek başkadır.

Gazetecilik özellikle böyle dönemlerde çok daha büyük sorumluluk gerektirir.

İktidarı eleştirmek ne kadar meşruysa, devletin terörle mücadelesindeki kazanımlarını teslim etmek de o kadar önemlidir.

Devlet başka, günlük siyasi tartışmalar başkadır.

Türkiye'nin birliği ve güvenliği söz konusu olduğunda meseleyi parti rekabetinin birkaç basamak üzerine taşımayı öğrenmek zorundayız.

ERDOĞAN VE BAHÇELİ'NİN OMUZLARINDA AĞIR BİR SORUMLULUK VAR

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye'nin özellikle savunma sanayii ve sınır ötesi operasyon kapasitesinde yaşadığı dönüşümün terörle mücadele üzerindeki etkisi görmezden gelinemez.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin yaptığı çağrı da bugün yürütülen siyasi tartışmanın önemli dönüm noktalarından biri oldu.

Ancak mesele şahıslardan da büyüktür.

Bugün başarıya ulaşması gereken şey bir partinin veya liderin projesi değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin terörü kalıcı olarak sona erdirme iradesidir.

Bu nedenle destek de denetim de devlet ciddiyeti içerisinde yapılmalıdır.

Çünkü yarın bu ülkede iktidarlar değişebilir, partiler değişebilir, siyasetçiler değişebilir.

Ama devlet kalır.

Bayrak kalır.

Vatan kalır.

Millet kalır.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE, ŞEHİTLERİMİZİ UNUTMAK DEĞİLDİR

Terörün sona ermesi, geçmişin unutulması anlamına gelmez.

Tam tersine, terörün bir daha hiçbir annenin evladını almamasını sağlayabilmek şehitlerimizin hatırasına karşı taşıdığımız en büyük sorumluluklardan biridir.

Türkiye silahların gölgesinden tamamen kurtulabilirse Diyarbakır da kazanır, Afyonkarahisar da kazanır.

Hakkâri de kazanır, İzmir de kazanır.

Edirne de kazanır, Şırnak da kazanır.

Çünkü bu vatan hepimizin.

Türk'üyle, Kürt'üyle, Laz'ıyla, Çerkez'iyle bu milletin evlatlarını birbirine düşman etmeye çalışan bütün projelerin karşısındaki en güçlü cevap, Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında ortak geleceğimizi savunmaktır.

DEVLETİMİZE GÜVENELİM, AMA ADALETİ DE GÖZETELİM

Türkiye'nin önünde tarihi bir fırsat varsa bunu heba etmeyelim.

Ama gözümüzü de kapatmayalım.

Devletimize güvenmek, soru sormamak değildir. Tam tersine güçlü devlet; hesap verebilen, hukuk içerisinde hareket eden ve milletine ne yaptığını açıkça anlatabilen devlettir.

Terör örgütü gerçekten feshedilecekse feshedilsin.

Silahların tamamı gerçekten teslim edilecekse teslim edilsin.

Dağdaki son silahlı unsur da etkisiz hale gelecek veya silahını bırakacaksa bıraksın.

Ama şehidimizin kanına giren varsa adalet karşısında hesabını versin.

Gazimizi yaralayan varsa hukuk önünde karşılığını görsün.

Türkiye'nin birliğine silah doğrultanların yaptıkları unutulmasın.

Çünkü barış başka şeydir, cezasızlık başka şeydir.

Kardeşlik başka şeydir, devletin hafızasını silmek başka şeydir.

BU MİLLET ARTIK EVLATLARINI TERÖRE VERMEK İSTEMİYOR

Türkiye'nin bundan sonraki hedefi açıktır:

Dağlardan silah sesi değil kuş sesi gelsin.

Karakol kapılarında anneler ağlamasın.

Şehit haberleriyle ocaklara ateş düşmesin.

Gençlerimizin enerjisi terörle mücadeleye değil üretime, bilime, teknolojiye ve Türkiye'nin kalkınmasına harcansın.

Diyarbakır'ın evladı ile Afyonkarahisar'ın evladı aynı bayrağın altında geleceğe güvenle bakabilsin.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti güçlüdür.

Gücünü gerektiğinde teröristin karşısında silahla, gerektiğinde diplomasiyle, gerektiğinde hukukla gösterir.

Yeter ki sonunda kazanan Türkiye olsun.

Yeter ki kazanan milletimiz olsun.

Yeter ki şehitlerimizin aziz hatırası incitilmesin.

Ve yeter ki bir daha hiçbir anneye “Vatan sağ olsun” demek zorunda kalacağı o acı haber verilmesin.

Kudüs'e uzanan yolun bölgesel barıştan geçtiğine inanıyorsak, o yolun Türkiye'deki kardeşliğin güçlendirilmesinden de geçtiğini unutmamalıyız. Diyarbakır'ın huzuru Ankara'nın, İstanbul'un, Afyonkarahisar'ın huzurudur. Türkiye kendi içinde güçlü, birlik içerisinde ve terörden tamamen arınmış olduğu ölçüde bölgesinde de güçlü olacaktır.

Bu ülkenin birlik ve beraberliğini hedef alanlara verilecek en büyük cevap budur.

Rabbim devletimizi daim, milletimizi birlik içerisinde kılsın.

Şehitlerimizin ruhları şad, gazilerimizin başları dik olsun.

Allah bu millete terör acısını bir daha yaşatmasın; kardeşliğimize, dirliğimize ve beraberliğimize kasteden hiçbir fitne odağına fırsat vermesin.

Terörsüz, güçlü ve büyük Türkiye'nin yolu açık olsun.

Kutlu olsun. Mübarek olsun.